kariyerim.wordpress.com uzerinde bulunan Kariyer Yolculugu isimli blog
artik www.kariyeryolculugu.com uzerinden yayinina devam etmektedir.

Lutfen yazilari www.kariyeryolculugu.com dan takip ediniz.

Bookmark ettiyseniz, bookmark’inizi www.kariyeryolculugu.com olarak
degistirmeyi unutmayin.

RSS uzerinden takip ediyorsaniz, ayni sekilde www.kariyeryolculugu.com
artik yeni adresimiz.

www.kariyeryolculugu.com da gorusmek uzere…

Hayatta herkesin bir şekilde network’e ihtiyacı var. Ve en güzel network’ün tanıdığınız dostlarınız olduğunu düşünüyorum. Güven duyduğunuz dostlarınız. Bu yazıyı yazmama sebep olan, bu akşam Mavi Iletişim Grubu, Hiperaktif Internet Ajans Başkan Yardımcısı Cem Sümer ile uzun bir aradan sonra tekrardan bir araya gelişimiz oldu. Muhabbetimiz, Mavi Iletişim’in Mecidiyeköy’deki muhteşem roof-top manzarasında bir araya geldiğimiz “Italian Night” sayesinde oldu. Sohbet sohbeti açtı ve konu kısa bir süre sanal network’e geldi. Bende size severek kullandığım LinkedIn’den bahsetmek istiyorum biraz…

LinkedIn kullanıyor musunuz?

Profesyonel bir network kurmak istiyorsanız, LinkedIn sizin için en iyi araçlardan bir tanesi olabilir. Aslında ortalıkta birçok “social networking” sitesi bulunuyor. Facebook ve Myspace de bunlardan birkaçı. Ama profesyonel anlamda kullanılanların başında LinkedIn geliyor. Networking “sanal alemde olurmuymuş canım” demeyin! 21. yüzyıldasınız. Istanbul gibi büyük şehirlerde yaşayanlar yada hayatı dünyanın dört bir ucunda yaşayarak geçenler için biçilmiş kaftan! Kontaklarınızı koruyabileceğiniz, tanıdığınız ama sıklıkla görme fırsatı bulamadığınız dostlarınızın sizi hatırlamasını sağlayacak harika bir platform.

Doğrusu birkaç sene önce social networking siteleri üzerinde çok fazla durmuyordum. Ama zamanla bu networking’in ne kadar başarılı bir araç olarak kullanılabileceğini gördüm.

Işte sizlerin de LinkedIn kullanması için 5 sebep:
(LinkedIn’in nasıl işlediğini az çok bildiğinizi varsayıyorum. Bilmeyenler, siteye girip detaylı bilgi alabilirler.)

1- Artık ‘eski nesil yönetici” devri kapandı! (diye ümid ediyoruz!) Teknolojiden anlayan, kendi alanında gelişmeleri takip eden, yenilikçi bir yönetici ile çalışmak istiyorsanız, sizinle ilgili bilgileri web’de araştıracağına emin olabilirsiniz. LinkedIn kendinizi ve yeteneklerinizi profesyonel bir ortamda profesyonellere tanıtacağınız mükemmel bir platform. Aynı şekilde, görüşmeye veya toplantıya gideceğiniz şirket yöneticisi hakkında bilgi bulabilirsiniz.

2- LinkedIn kullanırken önemli olan gerçekten çok iyi tanıdığınız kişilerle bağlantı kuruyor olmanız. Eğer tanımadığınız kişilerle bağlantı kurmaya çalışırsanız, reddedilme olasılığınız %99 civarı. Oysa, bazı social networking platformları ( Türk Blog Yazarları gibi) kişiyi tanısanız da tanımasanızda bağlantı kurmanıza izin vermekte. Çünkü bu platformun amaçlarından biri de yazarlar arasında bir kaynaşma ve dostluk bağı kurmak.

3- Network’ünüze bağlantı yapan kişilerin kalitesi, sizin imajınızı da etkileyecektir. Dolayısıyla, sadece network oluşturmuş olmak için önünüze gelene bağlantı teklifinde bulunmak yada size yollanan her bağlantıyı kabu etmektense, seçici olmaya özen gösterin. Iyi tanıdığınız kişilere yer vermeyi tercih edin. Networkünüz ne kadar çok olursa o kadar iyi. Ama kalitesine önem verin.

4- Iş ararken, bu networkünüzü kullanabileceğiniz aşikar. Ama işin güzel yanı, network’ünüzde bulunan her kişinin network’ünü de görme imkanınız var. Diyelim X Ajansından Ali’yi tanıyorsunuz. Ve Ali’de Y Ajansından Veli’yi tanıyor. Eğer iş görüşmesine gidiyor yada yeni bir müşteri kapmak istiyorsanız, Ali’ye sizi Veli ile tanıştırmasını rica edebilirsiniz. Böylece işe 1-0 önde başlamış olursunuz.

5- LinkedIn’de bir profilinizin olması, sizinle kontağa geçmek isteyen dostlarınızın sizi daha rahat bulmasını sağlar.

Durmayın. LinkedIn’e bağlanın! Networkünüzü yaratın. Organize edin, kendinizi her zaman hatırlanır kılın.

MediaCat dergisi Ağustos sayısında ‘ Küçük bir ajansta reklamcılık yapmak için 5 nedenbaşlıklı bir haber hazırlamış. Bu haberde verilen sebepleri okuduğum zaman şu aralar Amerika’daki yeni gençliğin ‘biz farklıyız’ mesajları kulağımda yankılanır gibi oldu. Amerikalı yeni gençlik, kendinden önceki kuşak gibi bir çalışma düzeni istemediğini haykırıyor bu aralar. Yani çok çalışmak değil, hem çalışıp hem özel hayata sahip olmak olgusu ön planda. İş mi aile mi diye sorulduğunda ilk önce aile sonra iş demekte… Amerikalı yeni gençlik bana kalırsa Amerika’yı yeniden keşfediyor. Ben insanların isteklerinin benzer ama genelde amaçlarına ulaşma yöntemlerinin farklı olduğunu düşünüyorum bu konuda.

İşte MediaCat dergisinin haberinde küçük bir ajansta çalışmak için verilen 5 neden:

1- Özgürlük
2- Aile
3- Hayaller
4- Umut
5- Cesaret

Siz de bu nedenlerle bir bağ kuruyorsanız, belki de iş yerinizdeki ortamın tanımını yaptınız demektir…

Hepimiz bir şekilde zayıf olduğumuz noktalarda kendimizi geliştirmeyi isteriz. Zaman zaman kendimizi yer bitiririz. Neden zayıf olduğumuz bir noktamız istediğimiz kadar kuvvetli bir noktamız haline dönüşmüyor diye…

Pozitif Psikoloji ile son zamanlarda oldukça ilgilenmeye başladım. Özellikle bu akımı başlatan ve yayılmasına neden olan University of Penn profesörlerinden Martin Seligman’ın kitapları ve çalışmaları üzerinde kafa yoruyorum. Martin Seligman hayatta verimlilık, başarı ve mutluluk gibi olguları anlamamızı sağlayan kısıma pozitif psikoloji adını vermiş.

Bu çalışmalardan bir tanesi ise başarılı olmak için kuvvetli olduğunuza inandığınız yönlerinizi ve yeteneklerinizi daha çok kullanıyor ve geliştiriyor olmanız gerektiğidir. Oysa yöneticiler genellikle çalışanların zayıf olduğu konularda kendilerini geliştirmelerini sağlamaya çalışır. İnsan Kaynakları uzmanları geliştirilmesi gereken alanlarda eğitim programları düzenler. Yani yeteneğimizin fazla olmadığı alanlarda güçlenmek için akıntıya kürek çekmeye çalışmak gibi bir şey bu. Ya da resim yapmaya yeteneği olmayan bir kişiye yağlı boya resim yaptırmak istemek gibi…

Geçenlerde çok yetenekli bir genç bana ‘geliştirmem gereken alanlar nelerdir?’ diye sordu. Kendisinin yeteri kadar başarılı olmadığına inanıyordu. Oysa gelecek vaad eden, tutkulu, enerji dolu, bilgili ve kapasitesi yüksek bir gençti. Tek yapması gereken daha fazla tecrübe sahibi olmaktı. Buda ancak zamanla mümkündü.

Bana kalırsa kişinin başarılı olmak istediği alanda eğitim ve bilgi eksiği varsa, bu açığı kapatmasının en önemli yolu okumak, eğitim almak ve öğrenmekten geçer. Daha sonra bu öğrendiklerini uygulamaya koymadaki başarısı onu kariyerinde daha yüksek noktalara ulaştıracaktır.

Güçlü yanlarınızın ne olduğunu bilmiyorsanız ve öğrenmek isterseniz, ekteki VIA Signature Strengths Questionnaire size bu konuda yardımcı olacaktır. 240 soruluk bir test ama yaklaşık 15-20 dakikadan fazla zamanınızı almayacaktır. Kısaca insanın güçlü yanlarını anlaması için ‘Hayatta beni ne heyecanlandırır?’ sorusuna verilen cevabın önemli olduğunu söylüyor Seligman.

İş yerinizde yetenekli olduğunuz konularda her gün biraz daha fazla işler yapmayı deneyin. Ama bu yaptıklarınızın birbirinin aynısı değil sizi her gün biraz daha limitlerinizi zorlamaya teşvik edecek nitelikte olmasına önem verin.

Zayıf olduğunuzu düşündüğünüz yönlerinizi geliştirme çabasının olumlu olacağı muhakkak ama bu konularda kendinizi yiyip bitirmek yerine, kendinize fazla hoşlanmadığınız bu konularda daha yavaş hareket ettiğiniz için kızmamayı deneyin. Bir sene boyunca yeteneğiniz olan konularda daha çok çalışın. Sene sonunda neler hissettiğinizi düşünün ve nasıl gelişme gösterdiğinize bakın. Fark göreceğinize inanıyorum.

Bana kalırsa, bu metod bir alanda uzmanlaşmanıza da yardımcı olacağından, yükselen bir başarı grafiği çizmenize katkıda bulunacaktır.

AkStyle dergisi Ağustos sayısında ‘Şık Giyim Terfi Getiriyor’ diyor. Nilüfer Gözütok’un hazırladığı haber aşağıdaki gibi:

‘Araştırmalara göre giyinmek sadece kişilerin kendilerini iyi hissetmelerini sağlamıyor; sosyal ortamlarda farkındalık, iş yaşamında ise başarı getiriyor. İnsan Kaynakları uzmanları, danışmanlar ve yöneticiler her zaman eşit yetkinlikteki çalışanlara göre daha avantajlı olduklarını söylüyorlar. Terfi edilecek aynı yetenekteki iki kişi arasından şık giyineni tercih edeceklerini belirtiyorlar. Bazı araştırmalar da iyi giyinenlerin daha yüksek ücretlendirildiklerini ortaya koyuyor.’

Araştırmalar böyle gösteriyorsa kulak vermekte fayda var. Her ne kadar istisnalar kaideyi bozmasa da giyim tarzınız biraz da hayattaki duruşunuzu ifade ediyor olduğundan etkisi yadsınamaz.

Yine aynı habere göre DuPont Lycra’nın 2000 yılında yaptırdığı bir araştırma insanların pek çoğunun giyimle benlikleri arasında önemli bir ilişki olduğunu ortaya koyuyor. Bu araştırmada giyinmenin sosyal ortamlarda farkındalık ve iş yaşamında başarı getirdiği ortaya konuyor.

Office Team adlı şirketin yaptığı araştırmaya katılan yöneticilerin %90’ından fazlası, kişinin giyim tarzının terfi şansını etkilediğini düşünüyor. Yöneticilerin üçte biri, çalışanların iş ortmına uygun giyinmelerinin, mesleki kariyerleri için önemli rol oynadığına inanıyor. (Daha kuvvetli bir üçte ikilik kısım demek ki bunun aksini düşünüyor!)

Uzmanlar işyerinde ‘sahip olunan değil, sahip olmak istenilen işe göre giyinmeyi’ öneriyor.

Yapılan farklı bir araştırmada çarpıcı olduğunu düşündüğüm diğer bir noktada ‘kariyer geliştirmede imaj ve göze çarparlığın yetenek ve becerilerden 9 kat daha fazla işe yaradığını ortaya koyuyor’ olması.

Fortune Yönetici Ortağı Ayşen Arıduru’nun bu röportajında yaptığı yorum şöyle: ‘İşe uygun giyinmek ile kendine güven arasında önemli bir bağ var. Şıklık kişinin kendini iyi hissetmesini sağlar. Dolayısıyla kişinin yaratıcılığı artar.’

Konuya ilgi gösterenlerin Ağustos ayının Capital dergisini mutlaka alıp okumalarını tavsiye ederim.

Next Page »